...

Connected | Nicholas A. Christakis, James H. Fowler (Kitap)

Sosyal Ağların Şaşırtıcı Gücü, kitle psikolojisini anlatan kitap, Nicholas A. Christakis ve James H. Fowler isimli yazarların birbirleri ile 2002 yılında ortak tanıdıkları bir meslektaşları tarafından tanıştırılma hikayeleri ile başlıyor. Yazarlar, ortak ilgi alanları olarak sosyal ağları belirlemişler ve bu konu üzerinde çalışmaya karar vermişler.

Basit ya da karmaşık her sosyal ağın iki temel özelliği vardır: bağlantı ve bulaşma. Bu iki temel özellikle ilgili birtakım kurallar vardır: (sayfa 27)
Ağımızı biz biçimlendiririz. (sayfa 27)
Ağımız bizi biçimlendirir. (sayfa 31)
Arkadaşlarımız bizi etkiler. (sayfa 33)
Arkadaşlarımızın arkadaşlarının arkadaşları bizi etkiler. (sayfa 33)
Ağın kendine özgü bir yaşamı vardır. (sayfa 36)

Stanley Milgram, tüm insanların birbirine ortalama “altı derecelik bir uzaklıkla” bağlı olduğunu gösteren çok ünlü bir deneye imza atmıştır. (arkadaşınız sizden bir derece, arkadaşınızın arkadaşı iki derece uzaklıktadır ve bu şekilde devam eder.) (1960’lı yıllarda Nebraska ve Boston arasında yapılan mektup deneyi ve sonraları John Guare’in Six Degrees of Separation adlı tiyatro oyunu ve ünlü oyuncu Kevin Bacon’un Altı Derece isimli bilgisayar oyunu ile popüler kültürde bu kavram yerini buldu.) (sayfa 38)

2003 yılında Milgram’ın deneyi Duncan Watts, Peter Dodds ve Roby Muhamad tarafından insanlar arasındaki e-mail iletişimi kullanılarak küresel ölçekte tekrarlanmıştır ve aynı sonuca ulaşılmıştır. (sayfa 39)

Kitabın yazarlarının yaptığı araştırmalarda, etkinin sosyal ağlarda yayılımının Etkilemenin Üç Derecesi (Three Degrees of Influence) adını verdikleri kurala uyduğunu belirlediler. Yapılan ya da söylenen her şey, içinde bulunulan ağ aracılığı ile dalga dalga yayılarak, arkadaşlar (bir derece), arkadaşların arkadaşları (iki derece), hatta arkadaşların arkadaşlarının arkadaşları (üç derece) üzerinde etki yaratma eğilimi gösteriyor. Etki, aşamalı olarak kayboluyor ve üç derece uzaklıkta bulunan sosyal sınırın ötesindeki insanlar üzerinde belirgin bir sonuç yaratmıyor. Benzer şekilde, üç derece içinde yer alan arkadaşlardan etkileniyor, ama genellikle bunun ötesindekilerin etkisi altında kalmıyor. Etki düzeyinin sınırlı olmasının üç temel nedeni bulunur. İlki, sosyal açıdan bilgi iletildikçe doğruluğunda bir azalma olur. Buna içsel bozulma açıklaması ismi verilmiştir. İkincisi, etki ağ içinde meydana gelen ve üç derecenin ötesindeki bağlantıları kararsız hale getiren kaçınılmaz bir evrim nedeniyle azalabilir. Ağlardaki bağlar sonsuza kadar sürmez. Buna ağ kararsızlığı çıkmazı ismi verilmiştir. Üçüncüsü, evrim biyolojisinin payıdır. İnsanlar, bugüne kadar görünüşe bakılırsa herkesin birbirine üç ya da daha az derecede bağlı olduğu küçük gruplar halinde evrimleşmiştir. Buna evrimsel amaç açıklaması ismi verilmiştir. (sayfa 38-41)

Ekonomide insanlar hakkındaki standart düşünce, herkesin başkalarının çıkarlarını dikkate almadan karar aldığı yönündedir (başkalarının çıkarları kişinin kendi çıkarlarını etkilemediği sürece). (sayfa 251) Homo economicus deyimi, ilk kez yüzyıl kadar önce, turumuzun vizyonunu mümkün olan en düşük maliyetle en yüksek düzeyde kişisel yarar elde etmek gibi kişinin kendi çıkarına dayanan bir vizyon olarak tanımlamak üzere kullanılmıştır. 1836’da filozof John Stuart Mill “en az düzeyde iş gücü ve fiziksel özveri ile mümkün olan en yüksek düzeyde ihtiyaç maddesi, konfor ve lüks elde edebilmek için bunu kaçınılmaz olarak yapan” bir “ekonomik insan” modeli ileri sürmüştür. Burada üstü kapalı olarak belirtilen, insanların tembel ve açgözlü, ama aynı zamanda akılcı, çıkarcı ve özerk olduğudur. (sayfa 252)

Yazarlar, alternatif bir kavram önermişlerdir. Fedakarlık ile cezalandırmanın ve arzular ile nefretlerin kökenlerini dikkate alan bir insan doğası vizyonu olan Homo dictyous (Latincede “insan” anlamına gelen homo ve Yunanca’da ‘ağ’ anlamına gelen dicty sözcuklarının birleşimi), yani ‘ağ insanı’. Bu bakış açısı, dürtülerimizin salt kişisel çıkardan ayrılmasını sağlar. Başkalarıyla bağlantıda olduğumuz ve başkalarıyla ilgilenecek şekilde evrimleştiğimiz için, ne yapacağımıza karar verirken başkalarının iyiliğini göz önünde bulundururuz. (sayfa 252)

İnsan beyni her ne kadar geniş çaplı sosyal ağlarla başa çıkacak şekilde tasarlanmış olsa da, arkadaşlık kapasitemiz sınırsız değildir. Sosyal beyin hipotezinin başlıca savunucularından biri olan Robin Dunbar, primatlar arasında daha geniş sosyal grupların oluşmasının daha büyük bir neokorteksin gelişmesini gerektirdiğini ve bundan yararlandığını: sosyal karmaşıklığı yönetebilmenin ise dil evrimini gerektirdiğini ve bundan yararlandığını öne sürmüştür. İnsanlarda sosyal grupların beklenen büyüklüğünün, beyinlerimizin büyük olması nedeniyle, yaklaşık 150 kişi olması gerektiği varsayımında bulunuştur. Bu, Dunbar sayısı olarak bilinir. (sayfa 280)

Connected: The Amazing Power of Social Networks and How They Shape Our Lives
Sosyal Ağların Şaşırtıcı Gücü ve Yaşantımızı Biçimlendiren Etkisi
Nicholas A. Christakis, James H. Fowler
2012
383 sayfa
goodreads

🌿 2013-2021   şimdi   kitaplık   thebookish.de